"Imitation is the sincerest form of television." Fred Allen (1894-1956)

Short stories by icy

Search
This forum is online.General : Humor
Moderator : moderator
This topic is online.

Short stories by icy

icy, 2004-04-03 11:56:49
This topic has been read 57,337 times.
Performance
in 2009
Reads on 1 / 2009: 2,662
1
Reads on 2 / 2009: 2,527
2
Reads on 3 / 2009: 2,520
3
Reads on 4 / 2009: 1,742
4
Reads on 5 / 2009: 2,234
5
Reads on 6 / 2009: 2,399
6
Reads on 7 / 2009: 1,188
7
Reads on 8 / 2009: 829
8
Reads on 9 / 2009: 778
9
Reads on 10 / 2009: 735
10
Reads on 11 / 2009: 443
11
here are some short stories that I've written over time... most of them are in Turkish, and they are mainly nonsense but still, most of them are amusing - in some way

they all have one thing in common. apart from correcting major spelling errors none of them are edited, pre-meditated or planned. I just start typing and finish typing. whatever I produce, I call it a "short story", whether it qualifies as such or not so, in a way these are - as one of my friend calls them - jam sessions (this is twofold: my middle name is pronounced as 'jam')

enjoy

PS: merak eden ya da fark edenlere, asagidakilerin cogunu ayni zamanda External link adresinde bulabilirsiniz sozlukte yazdiklarimin altinda sozluk referanslarini bulacaksiniz (sozluk = dunyanin en supper sitesi)


Click here to see my blog: External link



Last Update : 12/18/2008 10:09:45 AM; icy (moderator)
Last Update : 12/18/2008 10:10:17 AM; icy (moderator)

There are 38 replies posted to this topic.
 Sorting of replies Pages : [ 1 ] 2 3 4
1
#1934
HAKAN75, 2007-11-01 13:57:14
Kıskanıyoruz sizi abiler. Amma çok vaktiniz var oturup sayfalarca yazmışsınız.
2
#1647
icy, 2007-01-17 17:02:39
Az once benim de basima yillardir arkadaslarimin basina gelen duran sey geldi. Heryerde anlatip durdugum bir hikaye / ani baskalasima ugramis bir sekilde eposta olarak baska bir agizdan bana geri geldi. Bir an sok oldum, sonra guldum, sonra kizdim "lan benim hikayemi alip yazmislar, ama bu benim hikayem!" dedim, sonra tekrar guldum, sonra da hikayenin bozukluguna kizdim - "kulaktan kulaga" olmus, degismis, yamulmus. Sonra basladim bloglarimi, yazdiklarimi taramaya, o kadar eminim ki bir yerlere yazdigimdan. Bir yandan da dusunuyorum: "Yahu ben bu hikayeyi 1999'dan beri anlatiyorum nerede ise, o kadar cok anlattim ki " diye. Hicbir yerde bulamadim, demek yazmamisim, eh bu durumda uzerinde hak da iddia edemem "Bari dogrusunu yazayim buraya" dedim ben de.

***

1. kopruden ciktiktan sonra Beylerbeyi'ne inerken yol hafif saga kivrilir. Iste tam orasi alkol kontrol noktasidir. Eger cuma, ctesi, pazar aksami beykoz civarlarindan geri donmek icin Cengelkoy'den gecen bu yolu kullanma salakligini gosterdi iseniz o zaman kontrole kaptirirsiniz pacayi. Ya Ata2 civarlarindan arkadan kacacaksiniz, ya da Kuleli'den ilerisine gitmeyeceksinizdir kural. Ama kafa iyiyken yapacak birseyi olmayan adam kaptirip orada bulur kendisini. Bir de benim gibi cilekesler Beylerbeyi'nden geri donmek icin "iki dakkada biter simdi trafik" diyip katilirlar kuyruga. Iste olay boyle bir gecede bu yolda oldu.

Tam kosebasinda biraz beklemeye karar verdik, birkac kisiyiz, birimizin arabasi ile gitmisiz oraya, sanirim tosbaga idi, ya da vectra Tam onumuzde "manda kasa" bir mersedes var. Icinde de zil zurna bir adam. Oyle ki adamin kafasi arabanin camina dayali bir sekilde, adam da yari uyuyor. Adamin onunde en az 10 araba var, birkac dakika sonra adam on koltuktan kalkti, arka koltuga gecti, yatti ve uyudu.

Onundeki sira bitti, arkadaki arabalarin kornalarindan meydan hidrelleze dondu, ama adam uyanmadi. Bizler kikirdayarak olayi seyrediyoruz, cevrede bizden baska kimse yok olayi goren.

Polislerden bir tanesi arabaya dogru yaklasti, bir yandan da soyleniyor, bagriniyor "ilerlesene kardesim!" diye. Sonra arabanin yanina geldi ve sofor mahallinin bos oldugunu gordu. Cami tikladi, adam hala uyuyor. Bizler ise saskinlikla seyrediyoruz olan biteni. Bu arada soylemeliyim ki biz de alkolluyuz, cok degil, ama ceza kesin.

Polis biraz daha cami tiklattiktan sonra adami uyandirabildi, adam arka pencerelerden birini indirdi (bize yakin taraftakini) ve polise "nooldu memur bey?" dedi. Polis "naapiyorsun orada, kim kullaniyor arabayi?" diye kukredi. Adam gayet sakin "sofor kullaniyor?!?" diye saskinlikla on koltuga bakti, koltuk dogal olarak bos.

Polis "ne soforu, sofor mofor yok, ne diyorsun sen?" diye bagirdi, adam "sofor kullaniyor canim, ne demek ne soforu, nerde bu sofor, simdi buradaydi adam" dedi. Arkadan gelen korna sesleri artik kulaklari sagir edecek duzeye cikti. Polis "nerede bu sofor?" dedi, adamin ne cevap verdigini anlamadik bile. Biz o an adamin o manda kasa mersedesi hakettigine karar verdik, her ne is yapiyor ise adam supper bir adamdi.

Polis bir sure daha cebellestikten sonra trafigin hali yuzunden adama "gec one, kullan arabayi, trafigin icine ettin" diye kukredi. Adam "alkolluyum ben" dedi. Polis "cek bu arabayi burdan, yavas yavas kenardan git" dedi ve adami zorla direksiyona gecirdi.

Bu arada bizler gozlerimiz kocaman acik bir halde durumu seyretmeye devam ediyoruz. Adam saskin bakislarimiz altinda arabadan cikti, direksiyona gecti ve basti gaza gitti.

Sonra karar verdik, eger bir gun manda kasa mersedes alirsa birimiz bunu deneyecegiz diye. Bizim arabalar ile yenecek bir numara degil cunku

***
3
#1592
icy, 2006-11-20 10:18:47
bekler ve istedigini alir karanlik,
gunduzu alt etmesini kutlar karanlik,
kimi zaman davullar zurnalar calarak neseyle,
kimi zaman derinden, sessizce

bekler ve her zaman gelir karanlik
ardindan isigin gelecegini bilse de
gunun yarisinin sahibidir karanlik
istesen de, istemesen de

Last Update : 11/21/2006 5:46:10 PM; icy (moderator)
4
#1472
icy, 2006-07-11 12:47:42
cihangir maceralari #1

sene 1997, 1998 sulari
mekan cihangir, bilsak (yoksa ifsak'miydi?)
firat ve ben yanimizda hatunlar olmak sureti ile bu garip bari buluyoruz. daha yeni aciliyor. birilerinden duymusuz. hatunlar bu bar ve civari icin biraz "fazla guzel" olsalar da maceraya olan duskunlugumuz bizi bu guzide sokaga atiyor.

hatunlara bakanlara laf etmiyoruz, ki en dogal haklari, ama yaklasip ellemeye calisanlari engellemek en buyuk keyfimiz. birbirimizi kolladigimiz icin daha da bir egleniyoruz. keza istiklal'den cihangir'e kadar inerken bu engelleme operasyonunda yaktigimiz kaloriyi MSU'de ustsuz basket oynarken yakmadik o ayri. bedenen ve ruhen tukenmis bir halde parmakkapi onunde nefeslenirken hatunlarin "ay, supperdi, hadi simdi de yukari yuruyelim bu sekilde" demelerine firat'in verdigi guzide yanit hala kulaklarimdadir.

istiklal'den bodoslama daldigimiz ifsak - hah hatirladim, ifsak (yok degil bilsak, ifsak istiklal'de) - sokaginda etrafimizi saran garip kalabalik "garip". ama pek takmiyoruz. giriyoruz binaya. giris katta bir insaat surmekte. o yillarda mimarlik ile ilgi ve alakasi henuz kesilmemis olan bizler icin bu burun sokacak delik demek. hemen daliyoruz insaata. icerisi bir garip. renkli, maviler kirmizilar, bir tuhaf. soruyoruz boyacilardan birine "burasi ne olacak?" diye, "abi burasi da bar olacakmis, gay bar" diyor. kaciyoruz kosarak disari "simdi bir goren olacak" endisesi ile.

bilsak en ust katta. istanbul manzarali, kadife perdeli bir garip bar bilsak. ama cok hos, cok guzel bir yer. hatunlar ile muhabbet supper. keyfimiz yerinde. barmen de bizi seviyor. Jack'lerimizi bize icine buz kirdigi su bardaginin icinde shot bardaklarinda gonderiyor. ama bizim aklimiz gay bar'da. "gelmeliyiz" diyor firat, "gelip olay cikartmaliyiz". "tamam" diyorum butun hirtapozlugum ile.

aradan haftalar geciyor. bir aksam firat ile iciyoruz - supriz. firat diyor ki "hadi gay bara gidip kavga cikartalim". "hadi" diyorum, atliyoruz gidiyoruz bilsak'a. arabayi uzaga park ediyoruz. bir sorun olursa diye. plan soyle: ben onde gidecegim, firat arkadan gelecek. firat biraz irice oldugu icin onla beraber kavga cikartmak zor. ben tek basima daha guzel cikartiyorum. ben cikartacagim, firat da sonra gelip katilacak "eglence"ye. yuruyoruz tam gaz; cok hirtiz cok. ben onde, firat on adim geride. sapiyoruz sokaga, bar acilmis, kalabalik, etraf gay dolu. cocuklar gibi seniz.

ben daliyorum binadan iceri, barin kapisinda bir koruma var. kafamdaki plan korumaya omuz atarak iceri girmek onun bana "nooluyo" demesi ile olaya baslamak. koruma benden biraz daha kisa, ama saglam adam. guzel eglence olacak. eger abartmazsan silah, bicak cekmiyorlar, bazen onlar da seviyor boyle seyleri. ilerliyorum. koruma tecrubeli, kalabaligin icinde beni ayirt ediyor gozleri ile.

tren gibi gidiyorum uzerine, ama ben daha kapidan gecemeden donup onume dikiliyor aniden duvar gibi. ben tam olaya "girmek uzere" iken diyor ki "ozur dilerim, sadece gay olanlar girebilir".

bir an donup kaliyorum. agzimdan sert bir tonla "efendim?!?" diye bir ses cikiyor. koruma "sadece gayler girebilir" diyor tekrar. burun burunayiz. icimden hesap yapiyorum "simdi adam bana sen gay degilsin dedi diye kavga cikartabilir miyim, bu gecerli bir neden mi simdi?" diye hesap yapiyorum. bir an dusunuyorum, adamla birbirimize girmisiz, polis gelmis soruyor "nooldu lan?". benden cevap "bana sen gay degilsin dedi, beni iceri almadi, ben de vurdum ona". "niye, sen gay misin?". yok sacma oldu. bir an orada film kopuyor bende. bu arada hicbirsey olmamasindan suphelenen firat arkamda beliriyor. "eee, hadi ama?" diye bir hirilti ensemde. oldugum yerde donuyorum kapi gibi, firat'a "olm bu adam bana sen gay degilsin seni iceri alamam dedi, ben simdi nasil
5
#1456
icy, 2006-06-21 11:47:37
Bir ogretmenler gunu macerasi

Sene 1990 olmali, ya da 1989, oyle birsey. Yer Besiktas Ataturk Anadolu Lisesi, Istanbul, Turkiye. Omer ve ben ders kirabilmek icin cesitli bahaneler bulmakla mesguluz. En saglam kaynaklardan olan Rehberlik Servisi ve Ogretmenler Odasi cevresinde tazi gibi koku almaya calisiyoruz. Hani bir is ciksa da biz yapsak ders sirasinda da devam etsek diye - ki daha once pek cok kereler yapmisligimiz var, garantili bir bahane.

Rehberlik Servisinde aradigimiz isi bulduk. Elimizde bir sepet cicek, minik minik bukleler ile buketlenmisler, birkac on tane, bunlari ogretmenlere verecegiz, yakalarina takacaklar. Ama cicekler cok guzeller. Hepsi gercek, cok guzel kokuyorlar. Ne kadar ince bir dusunce. Daldik ogretmenler odasina, butun ogretmenlere verdik, hepsi nasil mutlu oluyorlar cicekleri aldikca, soylemiyoruz Rehberlik Servisinden gonderildigini, sanki bizim fikrimizmis gibi devam ediyoruz. Eninde sonunda ogrenecekler isin aslini, ama olsun, eglenceyi bozmaya gerek yok.

Ogretmenlerin tamami ciceklendi. Bizler en gozde ogrencileriz, ama daha bi suru cicek var sepette. Dogal olarak lise caglarinda iki erkek ogrencinin yapmasi gereken seyi yaptik. Geri kalan cicekleri okulda gozumuze guzel gorunen butun hatunlara dagittik. Bahce cicekli kiz dolu, bizler artik yari tanriyiz. Yok boyle bir hava. Omer ve ben olayi kahkahalar, telefon numaralari, kikirtilar ve opucukler icerisinde kutluyoruz. Hersey mukemmel, harika bir ogretmenler gunu.

Sinifa girdik, icerde bi suru hatun, ellerinde cicekler, aman ne guzel, ne guzel. Yerimize oturduk. Yerimiz sinifin en arka kosesi, dogal olarak. Ogretmen geldi, yuzunde bir gulumseme, yakasinda cicek. Gecti kursusune, oturdu. Birden yuzundeki gulumseme dondu kaldi. Omer ve ben hala pismis kelle modundayiz, ama ogretmen bozuk. Tam "nooldu be?" diye merak ediyoruz ki ders basliyor, Omer ve ben uyuyoruz.

Uyandigimizda tenefus, daha dogrusu bir arkadas gelip uyandiriyor ve diyor ki "sizi Rehberlik'ten cagiriyorlar". Biz "herhalde madalya verecekler" diye gidiyoruz servise. Bir firca, bir firca, sanki okulun duvarlarina Che'nin siluetlerini cizdik sprey boya ile. Nerede ise okulun yanindaki MIT binasina gonderecekler bizi sorgu icin. Meger butun ogretmenlerin keyfini kacirmisiz. Ustelik planli bir sekilde. Olay soyle gerceklesmis: Ellerinde ciceklerle dershanelere giren ogretmenleri hayal edin simdi. Hepsi ayni anda giriyorlar, dogal olarak, tenefus bitmis, ogrenciler oturmuslar, ogretmenler koridorda ilerliyorlar, yakalarinda cicekler, hepsi mutlu, hepsi guluyor. Dershanelerin kapilari aciliyor, yuz dershanelik okul, butun kapilar ayni anda aciliyor, hocalar iceri giriyorlar, ayni anda (biraz hapishanemsi bir manzara oldu, ama naapalim, gercek bu). Hocalar giriyorlar, hepsi mutlu, hepsi guluyor, ve hepsi ayni anda siniflarda yakalarinda ayni cicekleri tasiyan kiz cocuklarini goruyorlar. Yuzlerdeki gulumseme ayni anda soluyor. Ve Rehberlik Servisinin muthis ogretmenler gunu suprizi, hediyesi patliyor. Bu "ayni anda" yapilan ve yasanan duygular katlanarak buyuyorlar ve Rehberlik Servisi hocalardan tesekkur ve iltifat beklerken hakaret ve sikayet aliyor. Cicek meselesinin kendilerinden kaynaklandigini dahi soylemiyorlar ve "vay hayvanlar vay, onlara gereken dersi vermeliyiz" karari altinda Omer ve beni fircaliyorlar.

Neyse, en azindan hatunlarin gonullerinde hala tahttayiz. Pek cok dersten kanaat notu o sene pek iyi gelmedi, ama kim takar. Yani, aslinda onlar taktilar tabi, ama biz takmadik. Zira biz takilanlariz.

Cok ozur diledik o sene cok...
6
#1437
icy, 2006-06-06 10:31:39
yil 1999 civarlar, ulke Turkiye, sehir Istanbul. siradan bir gece.

bir aksam sirketten cikiyoruz, bes alti kisi kadariz. benim arabaya tikiliyoruz - her zamanki gibi. o zmanlar siyah bir lagunam var. gidiyoruz profilo alisveris merkezine - daha yeni oldugu donemler, boyle civil civil bir mekan.

giriyoruz chevignon'a. alisveris yapacagiz. benim canim boyle simsiyah seyler almak istiyor. siyah ayakkabi, siyah keten bir gomlek, siyah kemer, siyah corap aliyorum; bir giyiniyorum ki, boyle, kiralik katil gibi olmusum. o zamanlar kafami kazimadigim icin daha da bir "adam" goruntum var, simdiki gibi "sopar" modunda degilim. sonra orada suet bir mont goruyorum. supper, boyle yumusacik, ipek gibi. onu da aliyorum. essek gibi bir para, ama o zamanlar genc ve patavatsizim; harciyorum boyle su gibi. neyse, giyiniyorum uzerimde kiyafetler ile cikiyorum (parasini odeyip tabi) eski kiyafetleri de ne yaptigimi hatirlamiyorum, orada birakmis bile olabilirim. o zamanlar camasir yikamaya pek inanmiyorum.

gidiyoruz taksim'e. the marmara'nin altindaki kafe'de kahve, ameretto icecegiz. plan boyle. ben arabayi park ediyorum "taksim park"ina (sanirim biz park kelimesini yanlis anlamisiz, simdi farkettim, icinde gezecegimize icine araba sokmaya calisiyoruz ) iniyoruz. gidiyoruz the marmara'ya. bilmem hic girdin mi? lobi bir ust kattadir, yuruyen merdiven ile cikarsin. kafe ise girdikten sonra hemen sagdadir, oraya girmek icin metal dedektorunden gecersin. rahmetli ugur mumcu'dan beri oyle sanirim o giris. arkadaslar onden giriyorlar, ben en arkada kaldim. sira bana geldi, metal dedektorunun yaninda duran gorevli ben daha gecmeden "silahinizi alayim lutfen" dedi. ben hic saniye sektirmeden ellerimi koltuk altima goturdum, sanki devamli orada tasiyorum silahi da cikartip verecegim. ama hic saniye sekmedi, dusunmedim bile. orami burami yokladim yuzumde bir an aptal bir ifade ve "lan, arabada silah, korkutma beni" dedim, adam "ozur dilerim efendim" dedi. sonra metal dedektorunden gectim, biri bana kapiyi acti - ki the marmara kafesinde gorulmemis birseydir bu, orada siradan halka kole muamelesi cekerler hep, oyle zuppe bir yerdir orasi.

iceri girdim, biri gelip "arkadaslariniz disaridalar efendim" dedi, tesekkur ettim. icerde bir garson korteji ile geziyorum, herkes bana bakiyor, ben supper sakin. sonra dis kapiyi iki garson acti bana, arkadaslarimin oturdugu masayi isaret ettiler. bizimkiler sudan cikmis balik gibi bakiyorlar. ben geldim, oturdum, tabi sandalyeyi de birileri tuttu. flanger "nooluyo lan?" dedi, ben de "bilmiyorum, beni baska biri saniyorlar, devam" dedim. bir garson hep basimizda bekledi - o kafede birsey soylemek icin garsonlarin keyfini beklemeniz gerekir, boyle bir garsonun basinizda beklemesi duyulmus sey degil. hahahah. supper bir aksamdi. ilk defa orada birisi bana "geldigim icin" tesekkur etti )
Last Update : 6/6/2006 10:32:37 AM; icy (moderator)
7
#1405
icy, 2006-05-17 11:32:20
Yil 1993, 1994 arasi bir sey, yer Istanbul, ulke Turkiye. Bu benim sahsen basimdan gecen gercek bir hikayedir. Icinde gecenlerin herhangi bir sanal kahraman ya da yazi dizisi ya da televizyon dizisi ile olasi benzerlikleri tamamen rastlantisaldir.

Icy


[SokSa]Icy says:
simdi. once background bilgisi lazim. background = zemin (altyapi hesabi)
universitede benim en samimi arkadasim hakan diye bir elemandi. karateci bir usak. babasina "patron" dedigini ogrendigimde "way, benim gibiler de varmis" diyerek bir basladik muhabbete, adamla herseyimiz karbon kopya ayni. bu kisim onemli, hikayede on plana cikacak bunlar.
hakan ve ben fotokopi gibiyiz. ayni sekilde irdeleme yapiyoruz, hayat felsefelerimiz tipa tip ayni, ama ben insancilim, o vahsi, yani cozumlerimiz farkli, ama ulastigimiz sonuc da ayni. neyse, biz bunla devamli beraberiz, bir suru kiz var etrafimizda, ama hicbiri ile bisi yapmiyoruz (bi sure) millet dalga geciyor "Sunduz'le Nuri misiniz lan siz?" diye. Mimar Sinan rihtimini dusun bu sirada,
bi suru sanatsal adam vs. evt, bu giristen sonra simdi hikayemize geciyoruz.
Bu arada Sunduz ile Nuri tiplemesini biliyor muyuz?

gibberish says:
bir nuri hatirliyorum firttan
o mu?

[SokSa]Icy says:
gibi. sunduz ile nuri bir karikatur dizisi idi. bunlar gay'ler, ama kendileri pek farkinda degiller, herkes farkinda ama, gayet komikti.

gibberish says:
hatirlamiyorum

[SokSa]Icy says:
evt, hikayeye giriyoruz. bizim Merter'de bir hanimiz var. han dedigim 5 katli bir bina. her kat komacan, tekstil atolyeleri var. en alt kat da bizim bir ofis / depo / garip bir isletmemiz var. simdi anliyorum ki babam birseyler yapiyor olmak icin yapmis orayi, ama o donemlerde beni delirtmekten oteye gitmiyordu. butun gun sabahtan aksama kadar orada oturup duruyordum, yapacak hicbirsey yok,
is de yok, telefonlara bakiyordum, not aliyordum babam icin. aksam da kepenkleri indirip geri donuyordum. boyle birseydi. genclik tabi, ben delirmistim bir sure sonra. bir kamyonetimiz var, ise onla gidip geliyorum. babam yok. bir aksam yine delirmisim, atladim kamyonete, kulagimda walkman (hey gidi walkman hey) bangir bangir bisi dinliyorum. E5'ten degil de sahil yolundan donecegim tuttu.

gibberish says:
bu ilgiyle okuyrorum demek icindi

[SokSa]Icy says:
aksam 7 - 8 sulari. sahil yolu. tam sarayburnu virajindan sonra ben iyice delirdim, kamyonet ile refujun uzerinden atladim, bir park yerine daldim bodoslama, indim arabadan, bel ariyorum tam, arabanin kaputuna ciktim oturdum, bekci bana dogru geliyordu, sonra vaz gecti dondu kulubesine girdi geriye.
sonra yeniden yola ciktim, yine refujun uzerinden atlayarak karsi yone gecip Eminonu'ne dogru devam ettim. o alt gecit daha yeni yapilmisti o zamanlar. tam bir kaostu, kimse tam olarak Eminonu'nden Karakoy'e nasil gecilecegini bilmiyordu. Ben de tam "ulan bu yolu boyle yapanin" diye soylenirken bir hatunun alt gecitin tam girisinde otostop yaptigini gordum. boyle kivircik sacli, mini etekli gayet
seksi esmer bir hatun. icimden "kesin orospu bu, ama burada hic olmaz bunlar, cok aptalca bir yer, hic guvenli degil, biri bunu burada dovup tecavuz etse bi allahin kulu gormez be" diye dusunuyorum, bu arada yaklasim yanina. kamyoneti gorunce bir dudak burktu. ben de camdan "geliyor isen gel" diye bagirdim. biraz tereddut edip bindi arabaya.
ben kulakligimi cikartmadigimdan hicbisi duymuyorum. bu arada hatuna baktim, bir gariplik var, ama tam parmagimi basamiyorum, ama kafam zaten bozuk, hic umursamiyorum "besiktas'a gidiyorum, seni yol uzerinde bir yerlerde birakirim" dedim, bu bir cevap verdi, ama duymadim. ilgilenmedim de. oylesine devam ediyorum araba kullanmaya
bu bisi daha dedi, ben duymadim, duymak da istemiyorum, ama tekrar dedi, dondum baktim, bir yandan da icimden "bu kizda bir gariplik var" diye geciriyorum "fazla mi guzel, yoksa fazla mi
8
#1382
icy, 2006-04-05 12:53:46
yil 2015. 73. karakartal ucusu. dusuk yer yorungesi.

-seref, duz tut sunu, indiricem beynine manivelayi
-abi, kolaysa sen tut, burada kicimdan ter damliyor
-uydurma, yercekimi yok, birsey damlayamaz, cok kiprasma da yuzune gelmesin o damla
-abi, donuyor bak, tutsan sunun kenarindan rahat etcem
-ne tutcam lan, bi savurursa Orion'dan toplarsiniz parcalarimi
-abi, bak...
-laaaaan, seref, bak yicen bogrune depcigi
-hay, mahmut abi, bak bu kol boyle donen seyleri tutmak icin degil bak
-birak ukalaligi
-abi, bi sakatlik cikacak, sunun ucundan tutsan durcak
-lan esssek kadar uydunun ne tutcam ucundan, manyak misin sen?
-pssssst. hissst. oh be bitti radyo sessizligi, goruntu yok ama daha, az sonra gelir. aloooo, burasi sirkeci, kara kartal cevap ver kara kartal
-sirkeci, mahmut abi sacmaliyo yine, bi saatttir tutmadi bi uydunun ucundan
-sereft, oldurcem seni alimallah, ne sikayet ediyon lan kiz gibi?
-mahmut abi, su kol yeteri kadar donse, ben sana yapacagimi biliyorum, ama ikinci el aldik tabi, eski teknoloji, sadece ileri geri ve saga sola gidebiliyo, icine giremiyo
-seref, it herif, tutsana sunu
-hissstt. psssst. ahem. karakartaldaki ibneler, bi uyduyu tutup kargo bolumune alamadiniz mi? uc saat oldu. oksijeni bosuna yakiyorsunuz. litresi kac yeni lira haberiniz var mi?
-ya sirkeci, oturdugun yerden sen ahkam kes zaten. gel buraya da sen tut uyduyu. ahmet abilerin villasi kadar
-cusss. ya o villa kacak, ya da sen yine oksijene azot karistirdin... osurdun mu yine elbisenin icinde?
-seref, it herif, sus diyorum sana
-hissssss... uyduyu tutmak icin on dakikaniz var, sonra oksijeniniz bitecek. olun geberin orda, umrumuzda degil. sirkeci tamam
-mahmut abi, bak o donuyo, ama sen baglisin seritle, tut ucundan durcak bak, sonra ben de yakalicam aninda
-pufff. ulan Orion'a ucarsam yeminle hortlicam, gelip seni oycam bak
-abi tut
-laaaaaaan, olm, seref, allahin iti, oooooooooaaaaaaaheeeeeehhhhhhh, sereeeeffff
-abi, naaptin, huston, ay sirkeci, sirkeci iceri gel sirkeci
-hissss, pissss... nooluyo be
-sirkeci, mahmud abi kendini baglamamis mekige, uyduya cengelini taktigi gibi uydu ile beraber yorungeye oturdu
-hisss, pissss... karakartaltadaki embesiller. butun yayin bir garip oldu, naaptiniz lan uyduya? rus haber ajansini geciyor su an TRT canli yayininda...
-sereeeeefffffff, ibneeeeeeenin evladiiii, olduuuunnnn sseeeeennnn, ebeeeeeeennniiiiiiinnnn
-mahmut abi, sakin ol, kurtarcam seni ben
-hisssss... gerizekalilar, aptallar, size harcanan egitim parasi ile meclise koltuk alsaydik keske
-sirkeci, uyduyu durdurmanin bir yolu var mi?
-hissss... aptal herif, beyinsiz herif, allah belanizi versin, bu kacinci... aha TRT simdi de HBO vermeye basladi
-o ne? deterjan mi?
-hissss... allah belanizi versin
-serreeeeeeeeffffff, orooossssspuuuuuuuuuuuuu
-mahmut abi sakin ol, oksijen harciyorsun... sirkeci, mahmud abinin cengeli yirtildi, simdi topac gibi donuyor, uydunun yaninda
-hissss. iki dakka daha donsun, Desperate Houswives seyrediyoruz simdi
-seeeerrreeee... fffff.. ohhhooo.. serreeeef... ffff. ahheeesmmm. ohhhooo, hirk... seeeeeehhhhssssstttt
-mahmut abi, sakin ol, kusma sakin
-seerreeeehhhsffttt... boogggkkk
-sirkeci
-hisssss... mahmuda soyle, azcik da saga donsun, uydunun acisi degisti, sevisme sahnelerinde tam net alamiyoruz
-mahmut abi, uyduyu tutmaya calis
-seeeeffssss.... sereeffsmmsmsss...
-hissss... iki seks sahnesi seyrettirmediniz be. kirk yilin basi bi ise yarayacaktiniz, mahmuda soyle, osursun
-sirkeci, birakin dalga gecmeyi, adam uzayda topac oldu
-hisss... uydunun uc saat once bozuldugunu ogrendik. bunca yayini mahmudun gotu yansitiyormus. soyle ona osursun, daha bir net olacagina inaniyoruz yayinin. sizin de allah cezanizi versin, donmeyin geri filan. yeni mekik topluyor bizimkiler persembe pazarindan
-mahmut abi dayan, ben yakalicam seni
-seffmssssss... ohhhooooggkkkk... bbooooggggkkk
-az sola donebilsen keske
-hisssss... karakartal, oynama antenle, yayin bozuluyor
-m
9
#1205
icy, 2005-08-27 12:10:39
Bir "menderek" akşamı

Sene 1989, yer Sinop. Bir sürü geyik ve muhabbeti baldan tatlı adam ile beraber tekel bayiine girilir. Elde minik bir cep radyosu.
"Maçı çekiyo mu bu ?"
"Ne maçı abi ?"
"Aksam hede hodo maçı var"
"Bilmem, simdi TRT-4 'de geceyarısı ekspresi başlıyacak, onu dinnicez biz"
"İyi, hadi bakalım, gece ekspresi, akıllı olun"
"Abi, köpek ölduren yok mu, bu çok pahalı ?"
"Siz köpek misiniz lan ? Bunu alın, adam gibi için, bi iki saat sonra ben de gelcem yanınıza, hadi bakiim"
"Eyvallah"
ile başlanır. Cepteki son para da buna gider.

Mendrek sessizdir (o zamanlar o kadar da uzun değil ayrica, o kadar çok ışık da yok; o girişte, deniz seviyesinde bir çeşme vardır, o çalışır; kenarda uc kulübe vardır, onda balıkçılar yatar); ilerlenir, en yakın ışığın üç ilerisindeki kayaların üstü düzdür, oraya cömülür.

Mehtap denize vurmaktadır. Biri :
"Ulan balığa çıksak da yakamoz seyretsek" der, diğerleri ona vururlar.

Şarap açılır, üç tane kuru leblebiden biraz fazla olan meze açılır.

Mehtap denize vurmaktadır.

Radyo çekmez, radyoya vurulur.

Meze çok bayattır, ama zaten baska türlüsü de çekilmez.

Şarap çok acıdır, ama zaten baska türlüsü de çekilmez (o yaşta bu bilinmez, büyükler söyler, sen de yutarsın)

Mehtap denize vurmaktadır.

Üç kişi daha gelir. Daha çok meze, daha çok şarap. Mendrek mendrek değildir artık.

Radyo kaybolur, kaybeden belli olmadığı için herkes birbirine vurur.

Mehtap da denize.

Tekel bayii gelir, elinde rakı.

"Abii, naaptın ? Öldürcen mi bizi ? Biz daha yemek yemedik be"
"Uzatmayın, biri çeşmeden şunu doldurup gelsin"

Ayıklardan biri çesmeye gider, giderken düşer. Su gelir.

"Hadi bakalım gençler, sağlığınıza, en kötü geceniz böyle olsun."

Polis gelir (yürüyerek, iki kişi, o zamanlar öyle araba ile dolaşan polis yok daha)

"Gençler!"
"Orhan, sen misin ulan?"
"Lan, çupra, naapıyosun lan burda?"
"Gel gel, manzaraya yattık"
"Ulan şerefsizler, insan haber verir"
"Şşşşt, sen; kafası ibibik traşlı olan, al şu anahtarı, benim büfeye git, dolaptan bi şişe daha kap gel."
"Hah, şöööle"
"Lan oolm, büfe ne tarafta ? Nereye gidiyosun ? Orda fener var, büfe yok!"

Gecenin gerisi pek hatırlanmaz. Zaten o gecelerin gerisi pek "hiç" hatırlanmaz.

Ama zaten baska türlü de "menderek" gecesi olmaz.

Mehtap denize, biz şaraba, biri getirirse rakıya, olmadı biraya (yemezler, ben bira içmem, ama birileri bana votka getirir hep zaten).

Sonra "saray" açıldı, mertlik bozuldu.

Sonra Ruslar geldiler, "menderek" de bozuldu.
10
#985
icy, 2005-03-29 12:28:47
2015 bir uzay macerasindan bir onceki macera
-Seref, serefsizim bu supper bir fikir olm. yani bugune kadar cok timsahlik ettin, ama bu bambaska be. yani muthis. bu timsahlik degil bu, baska birsey bu
-mahmut abi, birak gevelemeyi de tut sunun ucundan. zaten asagida kaldim butun agirligi ben cekiyorum, az bucuk bi ceksen diyorum
-naapim olm, belim agriyor biliyorsun. gecen gunku halisaha macinda mustafa serefsizinin attigi tekme yuzunden
-mahmut abi, tamam yedik, abimizsin sesimizi cikartmiyoruz ama o mac gecen gun degil, gecen aydan onceki aydi. insanin beli iki ay daimi olarak agrir mi ? hayir ucus komutani olmasan icim yanmayacak. ulan her gun antremanda senin yerine santrifuj aletine binmekten migdemle karacigerim yer degistirdi. namussuzum yedigim yemekler mideme gidiyorsa. uc haftadir ishalim be
-Seref, surda iki kelam ettik, saygi duyduk sevdik seni astarini isteme. it iste, iki basamak kaldi
-Yani Mustafa abi, sen bambaskasin. Asansorde tasitmadin ya sunu.
-Olm, cakarlar, agirlik kontrolu var orda. Mekige aldigimiz herseyi oyle hesapliyorlar adamlar. Merdiven en guzeli, guven bana.
-Abi, az bi ceksen
-Belim agriyo, sen it
-Ulan yorungede sira sana geldiginde o belinin agrisi nasil gececek ben bilmez miyim be
-O ayri, yercekimi yok orda, uzayda agrimiyo wallah billah. Yani, rahmetli buyuk dedemi eger bir hafta yorungede gezdirseydim o adam 110 degil 130 yasina kadar yasardi serefsizim.
-Abi adam daha ne yasiyacak, 6 kadin eskitti. Birak olsun, gitsin cennette takilsin biraz
-Sen sus, serefsiz, sen anlamazsin. O benim idolum.
-Abi, az bi ceksen diyorum, bittim wallaha
-Az konus, cok it. Aha son basamak. Wallaha helal Seref, 31 kat ciktik, kulce gibi de agir. Ne verdin sen buna be ?
-Bizim enistenin harasinda atlar icin kullandiklari seyden verdim. 36 saat kendine gelemez. Biz lisedeyken de yapmistik bunu ordan biliyorum.
-Seref, diyorum, harbi timsahsin sen
-Eheh, sagol abi.

72 saat sonra, low-earth orbit (dusuk dunya yorungesi), Turk uzay mekigi Karakartal, 31. ucus

-Mustafa abi, biliyorsun bu 31. ucusumuz
-Serefim benim, seffersm
-Abi, o tarafa bakma, kamera var, sesi kestik ama goruntu gidiyor hala
-Sefersm benms, kardsms
-Yani, ucus kontroldekilerin bu kadar kek olduklarina inanamiyorum. Nasil gecirdin abi sen bu siseyi ?
-Serefmss benimsss. Hadi sagfligifmna kardesimfss ... booggghhhhk ... hhhaaaaakkk ... oohhhooossss ... booooggggggk ... haaakkk .. ptufff
-Ohha abi, yarasin be. Ne gegirdin, namussuzum MIR eger hala yorungede olsa senin gegirmen yuzunden duserdi yeryuzune
-Ehheeee. Haaakk ... ptuufff
-Abi, oraya tukurme, orda deney tupleri var. Su sari olana dikkat edin dediler. Bir sonraki ucusa lazimmis.
-Tukuuurrrrum ben o tupe deeee. Haaakkk ptuuff
-Hehe, tukur be abim benim be, tukur ulan. Aman o tarafa degil, kamera. Abi sen cok ictin.
-Bana birsey ollmaassfs. Gaaaark. Tursu yok mu tursu ?
-Var abicim, al
-Rakiya ban da ver, rakiya ban da ver. Dehidre o dehidre.
-Abi, cok ictin bak carpti bak
-Veeeerrr. Ne zaman uyancak bu ?
-Kendine geliyordu az once. Bi bakayim. Abi siseyi ver sen bana bakim. Sise nerde ?
-Geldigi yerde ... hehehe
-Abi sise nerde ?
-Giiittttt, getir onuuuu
-Hay allah, ulan gemide nerde senin su zulan bir bulsam.
-Gaaarrrkkk

...

Dooonnnnkkkk
-Guzelim, dur oraya dikkat et. Kafani ucuncu kere vuruyorsun.
-AAAAaaaaayyyyyyy ... ay bu neeee, neresi burasi kiizzz. Cok dar bu delik, ayni sey gibi. Hihihihi
-Jale, dur guzelim. Elleme orayi burayi
-Aaaayyy. Ne hos. Siktir. Lan bu camdaki manzara ne kiz ? Nerdeyim ben ? Aaaaay uzaaaay ! Ay ayni Cem Yilmaz gibiiii. Ay basim.
-Gel guzelim, surda otur iki dakka sen. Kendine gel. Al bunu em.
-Hihihihih.
-Onu degil ulan, su tupu. Icinde su var, kendine gelirsin.
-Ay su mu ? vallaha iyi akil ettin, du iceyim. Tuvalet nerde ?
-Dur, onu sana ogretmem lazim, sen em suyunu ben gelcem simdi.

...

-Mustafa abi, kari nerde ?
-Sereeeffmmmsss. Sana soylemems gerekens biseyfs varfs. Hick!
-Dur
There are 38 replies posted to this topic.
 Sorting of replies Pages : [ 1 ] 2 3 4
Login
Username
Password
Remember me
  • Forgot password ?
  • Tulumba customers click here !
  • You have to register in order to participate in a forum. Please use the register button from the top menu.
    Today's top picks.
    1- What is a VCD?
    2- tuslog - turkiye'nin yakin tarihinin bir ozeti
    3- If anyone needs advice on marrying a Turkish man...ask!
    4- The Prayer / Deep Relaxation - Derin Huzur - Various
    5- Star Wars Klon Savaşları 2 / Zaferler ve Fedakarlıklar -
    6- Short stories by icy
    7- Celebrating Republic Day of Turkey in NC (Cary, NC)
    8- Dokunu?lar / Touches - Tanini Trio
    9- A?k - Elif ?afak
    10- Yaran fikralar serisi 1


    Forum Engine Design by ihsan cem onur

    Community Version 1.00 Beta 2, April 2004
    www.turkishfoodclub.comwww.turkishmusicclub.com
    5.8125